Bilmesende…

Karanlık başlasan da yazıya..

saklansan da bir köşe de.. kapatsan da gözlerini sımsıkı..

rüzgar çıkar aniden.. sert eser de devirir hokkanı..
mürekkebin akar gider.. mavi olur sonrası..

sen bilmesen de.. istemesen de.. gecenin rahmeti sarar her yanını..

duan kabul olur.. kandil aydınlatır sonranı..

Seviyorum…

seviyorum sözün dönüp dolaşıp sana gelmesini..
hem aşikar etmeyi, hem gizlemeyi.
seviyorum “bahs-i yar” i ..ve fasl-ı baharı..
seviyorum sözün en olmadık yerine gül kokusu sindirmeyi..

seviyorum hem susmayı , hem konuşmayı seni..
hem ağlamayı, hem gülmeyi seni..
seni çizmeyi..silip ismini yeniden yazmayı..

seviyorum seni kokmayı..yağmayı , kurumayı seni..
dönüp dolaşıp yine bulmayı seni..
seni kaybetmeye tahammül edememeyi..
canıma sunduğun şu acı lezzeti..

seviyorum senin öylece harekesiz duruşunu,
önce bulanıp sonra duruluşunu..
seviyorum bıkmadan sana gelmeyi..
ve beklemeyi seni..

seviyorum hilal kaşını..
en çok da servi endamını..
sende başlayıp sende bitmeyi seviyorum
sen de yok olup yitmeyi..

seviyorum aynı şaehirde gezinmeyi seninle..
aynı şiirde ağlamayı..
ve seni şiirde yazmayı..

seviyorum içinde senin olduğun;
sana dair her eylemi..

Kenar

“Ney”in  Ağıtı…

   ney  aşık.. sessiz sedasız.. yemiyor  içmiyor.. gözü  hep  uzaklara  dalmış.. bekliyor.. geçsin  şu  sızı.. sonra  diğer  sazlar – dostları dokunuyorlar.. anlatsana.. anlat  ferahlarsın.. anlat  geçsin  şu  sızın..

 

  ney.. konuşayım.. bir  nefes  geçsin  şu sinemdeki  sızı  diyor.. ortalık  kan revan.. ateş ve kül.. ucu  yanmış ağıt..

 

 akıl  veriyor  yine  diğer  sazlar.. anlarız bizde  diyorlar.. şöyle  yap  böyle  yap.. güle bakma, bülbülü  duyma.. baharı  görme.. maviyi  sil.. gece  uyu.. dünyaya dal..

 

   ney  yine  nefes alacak  oluyor.. göz yaşı.. paramparça  gönül.. yine  ağıt..

   en  sonunda  dostları – diğer sazlar.. boyunlarını  eğip.. bu  sence  bir  aşk.. anlamadık  hiç  birimiz.. yazık (mı) ki  dostumuz  bu  senin  kaderin.. şu  boğum  boğum  olmuş   halin.. sinende  açılmış  her  delik.. olmadı  anlatamadın.. bir  de  bu  perdeden  bir  de  böyle  anlat  için..

    biz  anlamadık  yine..

    ne  zaman  biter mi  şu  çilen..

    şu  kamıştan  özlü  vücudun  yanıp  kül  olunca..

    hadi  yan derdinle.. kal  aşkla..

    vah  ki.. olmadı.. ahhh! ki  haline..

SENSİZLİK GİBİ

Yüzün gözüm de, hiç gitmeyen mutluluk.. Herkes de sen varsın, başka kimseyi göremiyorum.. Sonbaharın hüznü aşkın gibi çökmüş yüreğime, penceremde kırk ikindi yağmurları. Her damlada sen geliyorsun yanıma, her gün beklediğim gibi gelişini… Yüreğim özlem kıpırdanmaları hiç susmuyor..   (Yüreğim yüreğini özledi be can) Zamanı susturamıyorum, dakikalar yüreğime yüreğime vuruyor… Sensizlik gibi.

Kenar

BAHARIMSIN…

baharımsın…

    tamam  yazacağım  baharı;

     dağlarıma  yağan karlar  erisin..

     göçmen kuşlarım dönsün  geri..

     cemre  bir  düşsün  hele; havaya , suya , toprağa..

 

     söz  her anını  anlatacağım  baharın;

     nisan  yağmurunda  bir  ıslanayım..

      gül  dalı  goncalansın  bakalım;

      bülbül  ahını  versin yele..

 

      söz  anlatıcam  baharı; 

            deniz  yeşilden  maviye  dönsün..

      martıların  avazı  yeri  göğü  inletsin..

       kumral  kuş  konsun  daldan  dala;

       kelebek   olsun  çıksın  tırtıl  kozadan..

       ortancalar  açsın..

       papatyalar  bir de..ve  lale..

   

       bulutlar  çekilsin  göğümden,

       gecem  zifiri  karanlık  olsun   anlatacağım  baharı..

       yolumu  kaybettim  derken  hilal  doğsun..

       yıldızlar  kaymasın  dursun  yerinde;

       yıldızları  da  anlatayım..

        hani  göz  kırpan  geceye..

                                mevsim  dönsün..

                                yaz  bitsin..

                                güz geçsin..

                                ve  kış  sonra  da..

            bahar  gelsin..

           anlatıcam  söz…

           dağlarıma  yağan  karlar  erisin..

 

           “baharım  sensin”..

BEKLEYİŞ

2014-04-14 06.50.42

Gün gelir kızıla çalarsa gökyüzü,

Esaretin bittiği gündür!

Öncesinde, delibaş yeniçeri gibi

koptu – kopacak iplerle bağlama yüreğini gökyüzüne…

Zamanın kum olur vaktinden önce…

                                               mustan

Proje yönetimi nereden nereye geldi

  • Proje Yönetimi Nedir?

Projeleri gerçekleştirmek için gerekli tüm araç ve tekniklerin bir arada kullanılmasıdır. Projenin tanımlanmasını, kategorize edilmesini ve gerçekleştirilmesini sağlamaya yönelik çalışmalar bütünüdür. Bu suretle her projede yer alan tanımlama, planlama, uygulama ve kontrol süreçlerine ilişkin aktiviteler proje yönetiminin bir parçasıdır. Başarılı Proje Yönetimi, organizasyonun var olan yapısındaki uygulamaları dikkate alarak süreçlerin değerlendirilmesini, şirket politika ve prosedürlerinin projelerde işlerlik kazanmasını amaçlamaktadır.

  1. Proje yönetimi nereden nereye geldi?

Tarihte bunu piramitlerinin yapımına kadar götürürler. Ancak bugünkü anladığımız şekilde bir anlayışla yapılmamıştır. 1800’lü yılların ortalarında, sanayi devrimi hızlandığı dönemde, ihtiyaçlar artmaya başladı. Binalar, metrolar, köprüler, demiryolları yapılmaya başlandı. Bütün bunlar yeni anlayışlara yol açtı.

Proje kelimesi iki anlamda kullanılır. Mühendislikte dizaynı yapılan işlere, proje deriz. Aslında dizayn, tasarım kelimesinin karşılığıdır. Ancak proje yönetimindeki proje farklı. Bir ürünün ortaya çıkarılması için yapılan bir çalışmadır.

1850-60 arasında başlayan bu çalışmalara proje denildi. Bunların başına proje yöneticisi, liderleri, ekibi getirildi. Bu döneme 1940’lara kadar, klasik proje yönetimi denilebilir. Bu dönemi ayıran en önemli özellik, somut ürünlü projeler olmalarıdır. Mesela bir inşaat veya bir fabrika kurulması. Dolayısıyla bunları planlamak nispeten kolaydır. Resmini gördüğünüz şeyler bunlar. O dönemdeki yönetim anlayışı otoriterdi. Direktiflerle işler dağıtılırdı.

Hedefler çok bellidir, roller açıktır.

1950’li senelerde, dünya şartları değişmeye başladı. Paranın zamana karşı değeri artmaya başladı. Yani zaman unsuru çok önem kazandı.

Zamanın kıymetlenmesiyle, kritik hat metodu dediğimiz CPM metodunun kullanımı arttı. Çıkışı 50’li yıllarda olmuştur, ancak paranın kıymetinin zamana karşı azalmasıyla önem kazandı. Aynı zamanda projelerde çalışan insanlar eskiden hep mühendisti. 60’lı yıllarda projelerde kalite güvencesi kelimesi kullanılmaya başlandı. Bilgisayarların yaygınlaşmasıyla, bilgisayarda rapor alma ortaya çıktı. Bilgisayar o zamanlar, bilgi işlem merkezlerinden üretilen geceden sabaha rapor üreten aletlerdi. Bu şekilde, bilgisayar merkeziyle proje yönetimi arasında köpür görevi gören, bilgisayar temsilcisi ortaya çıktı. Enflasyonun artışıyla, özel satın alma uzmanları ortaya çıktı. Sadece mühendisler değil satın almacı, kalite güvence uzmanı, bilgisayar teknisyeni de projeye dahil oldu. Bu şekildeki organizasyon yapılarına, matris organizasyon yapısı diyoruz. Farklı bölümlerdeki insanlar, birleştiriliyordu bu projelerde. Bu ekipleşme düzeni, çeşitli sorunlar getirdiği oluyordu çünkü matris yönetim çatışma potansiyeli getirdi. Buna modern proje yönetimi dendi.

90’lı yıllarda projelerin sayısı çok artınca, her şey en mükemmel şekilde tarif edilemez oldu. Bazı ürünlerde, bilhassa bilişim alanında, yarım yamalak bir tarifle projeyi başlatıyorlar. Doğru dürüst bir hedef tanımı yok. Her projenin sonunda bir ürün var. O ürünün ne olacağı tam manasıyla tanımlamadan başlatıyorlar. İşte bu ihtiyaca cevap verebilmek için yeni proje yönetimi ortaya çıkmıştır.

Burada hakim olan belirsizlik ve kaos. Belirsizlikle başlıyorsunuz. Tanımlanmış bir şey yok. Bunun üstesinden gelebilmek için girişimci, proje yöneticilerine ihtiyaç var. Yeni muhasebe, bütçe kontrol sistemi kuracaksınız. Bu tek bir rapor değil ki. Bunun içinde, bir bütçenin oluşturulası var, onaylanması var, bütçe raporu haline dökülmesi var, onun sene boyunca uyuyor muyuz, izlenmesi kontrol edilmesi var. Bütün bunlar, multiple outputs, multiple results, birden çok çıktılı projeler getiriyor ortaya. Bir ürünün tarif edilmesi, ürün sahibinin sorumluluğudur. PMI’ın ilk ilkelerinden biri bu.

  1. Ne değişiklikler olmuş?

Öncelikler değişiyor:

– Hedefler iyi tanımlanmışlıktan, az tanımlanmışa gidiyor

– Yönetim otoriterlikten, katılımcılığa gidiyor

– Öncelikler, bütçe ağırlıklılıktan zaman ağırlıklılığa gidiyor

– Proje yönetim ofisleri yaygınlaşıyor

– Program ve portfolyo yönetimi yaygınlaşıyor

 

2-  Proje Başarısı

2-1. Projenin başarısını nasıl bilirsiniz?

İlk düşünmeniz gereken verilen hedefe ulaşmak.

Somut ürünlü projelerde kapsamı tam yapmamak pek görülmez. Fakat gelişmemiş ülkelerde, düzen iyi çalışmadığından bu da olabiliyor. Bitmemiş binalarda insanlar oturmaya başlıyor.

Projelerin dört ana elemanı var: Kalite, zaman, maliyet, kapsam.

Zaman ve maliyete bütçe deriz. Bütçe kelimesini biz hep paraya bağlarız, ama zaman da aslında bütçenin bir parçasıdır. Bütçe, kısıtlamadır.

Bütçeyle spesifikasyonun birbirleriyle uyumlu olması lazım. Yani istenilen kapsamı, istenilen kalitede çıkarmak için, yeterli bütçeye ihtiyacımız var. Çoğu projede bu verilmiyor. O yüzden başarısızlık oluyor. Onun içindir ki, proje başarısızlığı dediğimiz zaman, bu ekibin başarısızlığı mıdır, yoksa proje hedeflerini verenlerin mi başarısızlığıdır, onu iyi düşünmek lazım.

Proje yönetimi, belirli sektörlerde doğmuş (havacılık, uzay gibi) belirli sektörlerde de yoğun olarak kullanılıyor (bilgi teknolojileri, inşaat, ar-ge, savunma sanayii vb) olsa da günümüzde ayırım yapmaksızın bütün sektörlerde uygulanabilecek hale gelmiştir. Bugün dünyada her 100 projenin 60-70’i IT projesidir. İnşaat projeleri rakam olarak büyüktür, ama sayı olarak azdır. Proje yönetimi ile ilgili bilgi alanları, süreçler ve teknikler alan bağımsız olarak hazırlanmıştır. Proje yönetimi süreçleri içerisinde yönetim faaliyetleri ile ürün geliştirme faaliyetleri birbirinden net bir şekilde ayrılmış ve bağlantıları, ara yüzleri sağlıklı bir şekilde tanımlanmıştır. Bununla beraber sektöre özel olan bir alan vardır. O da projenin hedeflediği özgün ürün ya da hizmetin üretileceği ve kalitesinin güvence altına alınacağı alan.

2-2. Proje başarısızlığının sebepleri:

Projeleri en çok zorlayan zamandır. Çünkü zaman akıp gidiyor. Durdurulması mümkün değil.

Bu zaman sorunu neden kaynaklanıyor?

–     Projeleri yöneten sponsor, lider gibi insanların ya bilgisizliğinden, ya da ekibi özellikle duvara sıkıştırmasından. Mesela CocaCola Pepsi’nin yeni ürün ortaya çıkaracağını duyuyor. O zaman hemen bir proje oluşturuyorlar. Aman ne yap yap, 4 aydan evvel ürünü piyasaya çıkart diyorlar. Ürün belli değil. Süreyi veren insanlar çoğu zaman kabahatli. Çoğu zaman da insanlar, proje ekibini çocuk yerine koyuyor, 6 ay yerine 4 ay diyor. Yeni proje yönetiminin sorunlarını görülmektedir.

–     İkinci sorun, proje ekiplerinden. İşe dört elle sarılmamalarından kaynaklanıyor. Mesela proje yöneticisi, tüm ekibi toplayıp, karar almak konusunda gerekli yönlendirmeyi yapamıyorsa, bu ekibin kabahatidir.

 

 

 

Not : Değişik makale ve yazılardan derlenmiştir.

 

SONSÖZ

Kendimi çok yorgun görüyorum, bakınca aynaya.

 

Kendini çekmekten aciz römorkör gibi, Lâle devrinin sonundaki hüsrana mustarip olmuş sadrazam, nasıl da isyankâr gözlerle bakıyorsa delibaş yeniçerilere, işte bende muktedirim o gözlerle bakmaya kendi suretime…

 

Bir yalan ve dâhi bir talan sonrasında arta kalan nâr-ı cismi, yedi kat altında toprağın ateşten şeytan, binaen üstünde Nezkûl…

 

Yanıp kül olmamak için, uçup yok olmamak için, ezilip büzülmemek için, soyutladım kendimi cismi – nefsimden…

 

Soyutladım tüm âlemden…

 

                                                                                              2003

 

 

 

Aşkın tarihi

Zamanın adı konulmamışken Aşkın adı konulmuştu ezelde. Düşünmek ve ifade etmek ile kendini soyutlayaninsanoğlu, Aşkı ifade de kendini soyutlayamamıştı alem-i canlıdan.

 

Ateşi buldu aşkı arayan aşıklar; Taptılar zaman hesabıyla…

Kimisi korktu erken kaçtı, hissedince sıcaklığını…

Kimisinin aklı ikna olmadı yakınca kendi aşkını…

 

Aşk bulunacaktı bulunmasına da güneş bir sararıp bir soluyordu. Her yeni doğan bebek, büyüyüp aşkı arıyordu. Değişimlerin sebebi zamandı zaman olmasına amma “zaman” kelimesi yeterli olmuyordu.

 

Tam da bulmuşken harf ile rakamı, bilinmeliydi temelde güneşin gündüz, soluk benizli Ay’ın gece olduğu. Yapılmışken zamanın soy ağacı, tarih düştü tarihçiler;

Milattan önce Olimpiyakos…

 

Eski yunanlılar tanrılarına isim verirken Aşkın tanrısını bir kadın olarak seçmişlerdi. Ve böylelikle Aşkı ifade de bir adım atmışlardı. Bu cesaretlendirmişti bizim Eflatun olarak bildiğimiz, Platonu…

“Aşk” demişti “bir bütünlüktür. Sen – Ben yerine biz olmak…”

Bir devrimdi silahsız yaşanan, şehvetleri depreştiren…

Aşk, artık kapıda bekliyordu. İnsanoğlu zamanı bir ansiklopedi yaparken aşkı ifadeyi kendi tatminkârlıkları ile yaptılar ve aşkı yaşamaya çalıştılar. Kimileri seviştikten sonra aşkı yaşadı, kimileri kapıdan içeri bile alacak cesaret bulamadı.

Bazısının da kapısı kırıldı aşk yüzünden…

 

                                                                                              2003